Olay 1975 yılının Istanbulun'da geçmektedir.
Olayimızın kahramanı olan Osman Halit Çakır, memleketi olan samsun'dan 1950 yılında istanbul'a göç etmiş ve başarısız birkaç iş arama girişiminden sonra elinde avucunda geri kalan para ile bir dükkan kiralayarak baba mesleği olan berberliğe başlamıştır.15 yıldan beri istinye'nin mehmet akif ersoy sokağındaki berber dükkanında esnafa ve çevre ahalisine hizmet vermektedir. Geldiginde 21 yaşında olan Osman şimdi 46 yaşında ve 3 çocuklu bir aile babasıdır.
Her gün müşterilerini güler yüzle karşılar onların halini hatırını sorar , dükkanına gelen küçük çocuklar için tezgahının ilk çekmecesinde herdaim bir çanak şekerleme bulunurdu. Her sofranın aranan isimlerinden olan Osman Efendinin kotu bir huyu vardı. Her insanın olduğu gibi,aslında insanı monoton olmaktan kurtaran iyi noktalar mıdır bunlar ? Düşünmek gerekir üzerinde kesin bir kanıya varabilmek için.Ve her kötü şey veya huy gerçekten göründüğü gibi kötü müdür ?
Onun bu huyunu arkadaslarıda bilir ve onun hatırı için fazla üzerine gitmezlerdi Osman'ın. Karısı Necmiye Hanım'a arkadaşları kocasının bu huyunu sorduklarında, “altın çamura düşerse değerinden Bir şey kaybeder mi a dostlar” diye yanıt vermişti. Bu laf üzerine yapılacak fazlaca bir yorum olmadığından kaldıkları yere, yani Necmiye hanım'ın tavşan kanı çayı'na geri dönmüşlerdi.
Fakat hayat bu, herşeyin insanın keyfine göre gitmesini bekleyemezsiniz. 22 şubat 75 günü mahalleye yeni bir kişi taşınır.Tatil gününün rehavetine kendini kaptırmayıp dükkanını erkenden açan Osman yan sokaktan gelen gürültüye ses verir ve merakla o tarafa doğru seyirtir.
Koskaca bir yük kamyonu ,biri üzerinde iki kişi aşağıda yeni gelenin eşyalarını indirmeye uğraşmaktadırlar. Herhalde mahalleye yeni biri gelmiş der ve dukkanının yarım kalan işlerini halletmek için geri döner.
♣
Kendiside yardım etsemiydi yeni gelene ? Pekte yakınına taşınmıştı kendi evinin. Bu soruları kafasından defedip malum işlerine geri döndü. İnsan kendi mekanını güzel ve temiz tutsun ki bereketi artsındı mekanı. Kabaca temizliğini yaptıktan sonra ,dükkana gelir gelmez suyunu koyduğu çayı demledi ve televizyonu açıp haberleri dinlemeye başladı. Haberlerde herzamanki rutin gelişmelerin dışında farklı bir şey yoktu.Yalnızca Sarıyer tarafında bir kişi denizde boğulmuştu o kadar. Nasip dedi içinden Osman usta, emaneti ne zaman nerede teslim edeceği insanın hiç belli olmuyor diye geçirdi içinden.Kalkıp kendisine bir çay koydu ve yeniden televizyonun başına dönecekken içeriye karşı sokakta manifaturacılık yapan Hüseyin Usta girer.
- Selamün aleyküm Osman Bey, keyifler nasıl bugün ?
- Ve aleykum selam Hüseyincim .Çok şükür idare edip gidiyoruz.Bu günlerimizede şükürler olsun
- Öyle öyle , çok şükür. Duydunmu mahallemize yeni birisi taşınıyormuş.
- Ya evet , bende gürültüyü duyunca merak edip bir göz attım dışarıya. Kimmiş taşınan ?
- Bende evden gelirken karşılaştım işçiler ile. Kimin eşyaları bunlar diye sorunca içeriden çıkan beyi gösterdiler.İsmi Necipmiş.İyi birine benziyor. Teknik üniversitede doktormuymuş neymiş.
- Aaa! doktormuş desene , hadi hayırlı olsun. Mahallede boyle insanlara ihtiyacımız var yahu.
- Aşkolsun şimdi Osman Bey, mahallenin manifaturacılara ihtiyacı yokmu şimdi.
- Aman sende Huseyin, lafın gelişi söyledim yahu.
- Hah hah haa, Osman şaka yapıyorum asma suratını hemen. Hadi ben gidiyorum daha dükkanı açmadım bile. Sana hayırlı işler...
-Sanada kardeşim sanada..
♣
- Adam gibi dursana be çocuk! Ne diye kıpırdanıp duruyorsun ? Derdin nedir saçını kesiyoruz işte.
- Berber efendi bağırma çocuğuma, çocuk bu yapar böyle aksilikler.
- Kusura bakma kardeşim, dayanamıyorum , elimde değil. En ufak birşey rahatsız etse beni hemen sinirlenip bağırıyorum. Al bakayım küçük bey sende kusuruma bakma.
İlk çekmeyi açarak, rengarenk şekerlemelerden bir tane çıkararak küçük müşterisine verdi Osman Efendi. Gülü seven dikenine katlanır diye kimse Osman Efendiyi kırmak istemezdi mahallede ama gerçekten sinirlenirine hakim olamadığı çok yer ve zaman olmuştu. Her seferinde de yakınlarında onu tanıyan biri sayesinde ortam durulmuştu.Kendisi de muzdaripti bu derdinden , gitmediği doktor kalmamıştı ama hiçbiri ele avuca gelen bir tedavi önerememişlerdi. Son gittiği psikiyatristin verdiği ilaçlar biraz işe yaramıştı sanki ama gün boyu uyuklarken işinide yapamıyordu haliyle. Derken onuda bıraktı. Allah birşeyi boşuna yaratmaz diyerek sabretmeye , biraz daha dikkatli davranmaya karar verdi.
♣
Dükkanı kapatti ve evine doğru yürümeye başladı Osman Efendi. Evleri hemen arka mahalledeydi , sola dönerek ilk sokağa girdi. Gözüne yeni taşınan Doktor Necip'in evinin ışığı ilişti. Bir yolunu bulsa da Necip Beyle tanışşa iyi olacaktı, malum doktor okumuş adamdır dedi kendi kendine. Kendi evinin önüne gelince kapıyı iki kez tıklattı ve beklemeye başladı. Necmiye hanım'a “bana anahtar taşıtma Necmiye demişti” sağolsun o günden beri bu sözünden bir kez bile dışarı çıkmamıştı. Derken kapıyı Necmiye Hanım açtı.
- Hoşgeldin Osman Efendi, buyur. Terliklerini vereyim hemen.
- Sağolasın hanım, bizim ufaklıklar nerede.
- Ne ufakliği bey, koskoca herif oldular. Hala ufaklık diyorsun. Dışarıdalar top peşinde koşturuyorlar.
- Oynasınlar keratalar, gençliklerinin keyfini çıkarsınlar tabii.
- Sen yukarı geç bey, ben senin yemeğini hazırlayayım.
Ama Osman Efendi'nin içinde bir sıkıntı vardı. Biraz düşününce sabahki ufaklığı azarlamasının buna neden olduğunu hissetti. Kafası bunlar ile meşgul iken, Necmiye Hanım yanına geldi.
- Osman Bey, hayırdır ? Onca seslendim duymadın. Hadi, yemek hazır buyur içeriye.
- Tamam hanım geliyorum hemen.
- .......
- Bugün yine tutamadım kendimi , bizim taksicinin çocuğuna bağırdım.
- Onumu düşünüyordun kara kara sen ?
- Evet, n'apacam bilmiyorum. Hayırlısı olsun inşallah.
- Amin bey amin. Takma kafana sende hadi iç çorbanı afiyetle.
- .......
- Osman Bey, hayırdır ? Onca seslendim duymadın. Hadi, yemek hazır buyur içeriye.
- Tamam hanım geliyorum hemen.
- .......
- Bugün yine tutamadım kendimi , bizim taksicinin çocuğuna bağırdım.
- Onumu düşünüyordun kara kara sen ?
- Evet, n'apacam bilmiyorum. Hayırlısı olsun inşallah.
- Amin bey amin. Takma kafana sende hadi iç çorbanı afiyetle.
- .......
Çorbasını afiyetle içti , karısına teşekkür etti ve banyoya doğru borcunu eda etmek için abdest almaya yöneldi. Çok dindar sayılmazdı Osman Bey ama namazlarını eksik etmezdi.
♣
Ertesi gün dükkanını Bismillah çekerek açtı ve rutin temizliğini yaptıktan sonra televizyon karşısına geçerek gelecek olan müşterilerini beklemeye başladı. Haberleri sunan spiker dün gece Yeniköy tarafında ıssız bir yerde bir erkek cesedi bulunduğunu söyledi.Boğazı kesilerek hunharca katledilmişti merhum. Polislerin katili aradığını duydu ve televizyonu kapattı. Dayanmazdı içi böyle kötü haberlere Osman efendinin.
Kötü insanlar çoğaldı çevremizde dedi kendi kendine.Dün sarıyerde bugün yeniköyde....
Evet geçen gün sarıyer'de bir cinayet işlenmişti.Dün ise yeniköyde. Bugün de demek ki biri istinye'den gidecek dedi kendi kendine..Güldü bu saçma düşünceye. Kalktı, içerideki minik ocağının başına kadar gitti ve kendine bir çay koydu.
Elinde çayı ile koltuğuna dogru yönelmişti ki , mahalleye taşınan Necip Bey içeriye girdi.
- Selam usta, müsaid misin ?
- Ve aleyküm selam, buyur buyur kimse yok.
- Hafta başından beri bir taşınma derdinden dolayı kendimize bir çeki düzen veremedik, şu sakallarımı bir kesiver sana zahmet.
- Sen yandaki sokaktaki boş daireye taşınan doktor musun yoksa ?
- Evet ,evet Teknik üniversitede öğretim görevlisiyim.
Bu arada Osman Efendi içerideki çaydanlıktan bir traş için sıcak su doldurdu kabına, fırçasını sıcak suyun içerisine batırdıktan sonra müşterisinin sakallarını yumuşatmaya başladı.
- Bizim Hüseyin Usta doktor demişti yahu senin için?
- Hüseyin usta ?
- Evet, şu karşıdaki manifaturacı.
- Hee evet, Dr. Necip derim kendimi tanıtmak için bazen.Yoksa tıp alanında bir ihtisasım yok.
- Anladım, sende su doktor olupda doktor olmayanlardansın desene ...
- ...
- Şaka yaptım kardeşim, heh heh hee.
Sıra bir traş sanatının en özen gösterilmesi gereken yerine gelmişti.Tabii ki sakalları köpürtme kısmına.Eğer az köpürtürseniz ustura tam kaymaz müşterinin canını yakardı. Ne az ne fazla tam kararında olmalıydı. Her zamanki ustalığını konuşturdu yine Osman Efendi.
- Nerelisin bakalım Doktor Bey ?
- Sinopluyum, ama size rica etsem bana imalı bir şekilde "doktor bey" demeyi bıraksanız ?
- Haydaa ne oldu canım şimdi ? İki çift lafta edemeyecek miyiz ?
- Nerelisin bakalım Doktor Bey ?
- Sinopluyum, ama size rica etsem bana imalı bir şekilde "doktor bey" demeyi bıraksanız ?
- Haydaa ne oldu canım şimdi ? İki çift lafta edemeyecek miyiz ?
Osman Efendi sinirlenmeyeyim diye kendini aşırı kontrol ediyordu.Sakal köpürtme işi bitmiş bu sefer usturayı eline almıştı.
- Ederiz tabii ki Osman Efendi, ama ne bileyim böyle huylandım açıkçası, az önceki lafınızdan sonra.
- Ne demişim ben az once kardeşim !
- Doktor olmayan doktorlardan falan dediniz..
- Ee ne olacak dersem ?
- Aaaah! Hay senin...
- Tüh!!! Kestik yanlışlıkla yahu. Dur bir pamuk koyayım hemen, kımıldama.
- Yaaa bırak Allasen, sabahtan beri vır vır vır. Bir bu eksikti, kanadıkça kanıyor meret.
- Ya dur işte çek elini pamuk koyalım.
- Sen kime çek elini diyorsun kardeşim!
- Sesini yükseltme benim mekanımda Şer..siz!
Necip yılların getirdiği tecrübeyle Osmanın sol elindeki usturayı alır, hızlı bir hamleyle boğazına doğru sallar usturayı.Osman efendinin birden o gür sesi kesilmiştir, insan anatomisinden biraz anlayanlar, ağzında dili olan her kişinin konuşamayacağına hak vereceklerdir. Nefes lazımdır konuşmak için , dilin hareketlerine can vermek için.. Artık Osman'da nefes yoktur ağızdan çıkan. Etraf kan deryası olur. Hırıltılı hırıltılı nefes alıp verir Osman Efendi, ama burnundan değil!.
Necip bir hamleyle kapıya seyirtir ve kapatır, kapalı yazısını dışarıdan görünecek şekilde çevirir ve kapının perdesini de çeker.Tekrar gerekli kontrolleri yapar , dışarıdan içeriyi gösterecek hiçbir nokta göremez.
“Allah kahretsin!!, biraz kendine hakim ol be adam, sana dedim millet peşine düşecek diye. Biraz alttan alsan ne olurdu sanki hayvan herif.” Osman Efendiye baktı yere yıkılmış , beyaz önlüğü kırmızıya dönmüş bir şekilde kendi kanı içerisinde çırpınıyordu. Derken hareketleri yavasladı..yavasladı ve sadece kaslarının sebep olduğu istemsiz hareketler haline geldiler.
Öğretmen falan değildi necip, hiçbirşeydi.İlkokulu bile bitirememişti.Geçen yıllar onu insanların malları için canlarına kıyan bir vahşi haline getirmişti. Ama bu defa istemeden olmuştu, “refleks gibi” dedi kendi kendine. İşlediği cinayetlerin hiçbirinin ortak bir noktası olmaması onun işini biraz daha kolaylaştırmıştı.Kaş yıl olmuştu, kaç kişi katletmisti tüm yurt boyunca ama hala dışarıdaydı...
Silkelenip kendine geldi, aynada kendine baktı, yüzündeki kurumaya yüz tutmuş kanla karışık köpükleri temizledi , elbisesinde kan varmı diye baktı.Allahtan temizdi.İçeriden bir poşet bulup, usturayı, fırçayı ve sıcak su tabağını içine koydu. Allah'tan fazla traş olmamıştı henüz.Gözüne ne çarptıysa kendisi ile alakalı hepsini poşetin içine doldurdu. Içerisi kurumaya yüz tutmuş kan gölüne dönmüştü.İz bırakmamak için aşırı dikkat sarfederek kapıya doğru yöneldi. Saat 8.30 'a geliyordu. Sokağın iyice sakinleştiğinden emin olunca dışarı doğru sıyrıldı ve arkasından kapıyı kapattı.Traş köpüğünün içerisindeki mentolün sebep olduğu ferahlığı hissederek kendini insanların arasına bıraktı.Sanki iki dakika önce bir kişinin daha kanına girmemiş gibi.....
Devam edecek.........
11/11/11
Adem KAYA
0 comments:
Post a Comment